Ara
Close this search box.

Prenses Mevhibe II. Bölüm

 

Şişli’de Mustafa Kemal Paşa’nın oturduğu evin perdeleri sıkı sıkıya kapalıydı.

Eve değişik saatlerde devamlı bir giren çıkan vardı ancak bu giriş ve çıkışlar son derece dikkatli olarak yapılıyordu. Mustafa Kemal Paşa’nın, Çanakkale’den beri yanında olan askeri Topkapılı Cambaz Mehmet Bey’in adamları konut ve çevresini 7 gün 24 saat aralıksız olarak koruyup kolluyor, suikast, tutuklama ya da izlenmeye karşı tedbiri elden bırakmıyorlardı.

Paşa’nın evinin tam karşısında Ethem Paşa’nın konağı vardı. Bu konak İtalyan işgal kuvvetleri komutanı Albay Roletto tarafından zorla alınmış ve komutanlık karargahı olarak kullanılıyordu. Gerek Paşa’nın gerek bu işgal kuvvetleri komutanın evi son günlerde gittikçe artan bir hareketlilik içerisindeydi.

Paşa Anadolu’ya geçmek için hazırlıklar yapıyor, Kocaeli Gebze yolunun açık ve güvenli kalması için çabalıyor bir yandan da işgal kuvvetlerinin bir sonraki adımlarını hesaplayabilmek için bilgi topluyordu.

 

Şimdi sözü, Mustafa Kemal Paşa ile dostluklarını epey pekiştirmiş olan Prenses Mevhibe’ye bırakalım.

Screenshot 2023-07-04 at 6.06.11 PM

Bir gün Paşa’nın yaveri Cevat (Abbas) gelip, beni Paşa’nın beni beklediğini ve acil olduğunu söyledi. Derhal gittim. Eve gidince paşayı büyük salonda ahbaplarıyla konuşur buldum. Beni görünce müsaade istedi ve beraberce küçük odaya girdik. Yalnız kalır kalmaz ilk sözü: Gelecek hafta Roletto’nun şu karşıdaki evinde bir balo verilecek. Sizin bu baloya mutlaka gitmenizi istiyorum dedi. Aman paşam, davetsiz baloya gidilir mi? Hem ben kimseyi tanımıyorum ki, diye cevap verdim.

“Bu sizin için basit bir şeydir, bunu halledebilirsiniz. Bunu sizden bekliyorum” dedi.

Bu adeta bir emirdi. Güldüm:

Madem emrediyorsunuz, ne yapıp yapıp giderim, dedim.

Emir değil, rica ediyorum, diye cevap verdi.

Peki, bir yolunu buldum ve gittim, orada ne yapmamı istiyorsunuz diye sordum.

Bu işi halledin, sonra sizinle uzun boylu görüşürüz, diye cevap verdi.

 

Eve döndüğüm zaman bir hayli düşünceliydim. Bana bir görev verilmişti.

Aklıma bir çözüm yolu geldi.

Yardım derneklerinden yakın dostlarım vardı. Bunlardan biri Pera Palas Otelinin müdürü Mösyö Martin ve eşiydi. Hemen Pera’ya gidip Madam Matin’i buldum. Baloya gitmeyi çok arzu ettiğimi ancak kimseyi tanımadığımı, bana yardımcı olup olamayacağını sordum. Bu işi Dr. Pellegrini halleder, ona gidelim dedi. Hemen kalkıp Dr. Pellegrini isimli dostunun Harbiye’deki evine gittik.

Dr. Pellegrini memnuniyetle yardımcı olacağını, benim adıma derhal bir davetiye çıkarabileceğini söyledi ancak bir sıkıntım daha vardı. “Benim kavalyem de yok, baloya yalnız gidilmez ki” dediğimde, beni kapıda bekleyeceğini hatta dilersem kavalyem olabileceğini söyledi. Kendisine çok teşekkür ederek ayrıldık. Hatta Madam Martin ile beraber terzi Kavlirusi’ye uğrayıp alelacele bir model seçerek balo kıyafeti için bir sipariş verdim ve acele olduğunu söyledim. Bana elbiseyi üç gün içerisinde hazırlayıp vereceklerini söylediler.

Eve geldiğimde beni başka bir sürpriz bekliyordu. Karşımda Paşa’yı gördüm ve şaşırdım. “Neredeydiniz?” diye sordular.

Verdiğiniz emirleri yerine getirmekle meşguldüm diyerek yaptıklarımı anlattım. Bu ilk başarımdan çok memnun olmuştu. Memleketin durumu oldukça karışık idi. Sultan Reşat vefat etmiş, Vahdettin Efendi Padişah olmuştu. Sanki ben saraydan çıkmış saraya ait bir insan değildim. Tek düşüncem memleketin bir an önce kurtulmasıydı. Vatanın gitmekte olduğu feci sonu gördükçe çıldıracak gibi oluyor, onu kurtarmak için çalışanlara elimden geldiğince yardım etmek istiyordum. Sadece bu toprağın bir evladı, bir halk çocuğu olmuştum.

Ertesi sabah hizmetçim tarafından çok erken bir saatte uyandırıldım. Paşanın yaveri gelmiş ve haber getirmiş, kendisi çok rahatsızlanmış, beni istemişler.

Alelacele hazırlanıp yanına gittim. Dr. Tevfik Rüştü ve Dr. Rasim Ferit Bey’ler de yanındaydı. Tam 17 gün ateşler içinde yandı. Dönüşümlü olarak ona baktık. Balonun olacağı gün de tam bu ateşli hastalığın üçüncü gününe denk gelmişti. Sormaktan başka çarem yoktu, paşam n’apacağım, baloya gidecek miyim dedim.

Screenshot 2023-07-04 at 6.06.16 PM

Tabii gideceksiniz, dedi. İyi ama ne yapacağım?

Orada kimlerin bulunduğu, şu an ismini açıklayamayacağım birisinin de orada olup olmadığını, neler konuşulduğu gibi yapmam gerekenleri izah etti.

Dr. Pelligrini ile beraber balodan içeri girdiğimde adeta gözlerim kamaşmıştı. Rengarenk tuvaletli kadınlar, üniformalı zabitler salonu doldurmuş, eğlence kıyamet almış yürümüştü. Albay Roletto beni büyük bir nezaketle karşıladı. Kolumdan tutarak beni büyük salona götürdü. İtalyan ordusunun zabitleriyle tanıştırdı. Davetliler arasında aradığım birkaç aile ve bazı Türkler vardı. Görmem gerekenleri görmüş, öğrenmem gerekenleri öğrenmiştim. Etrafı da detaylı olarak kolaçan ettikten sonra Albay’dan müsaade istedim ve salondan ayrıldım. Yan odalar sızmış kadın ve zabitlerle doluydu.

Ertesi gün ilk işim Mustafa Kemal’in yanına giderek gördüklerimi anlatmak oldu. Ben anlattıkça o sinirli bir halde “bunların sonu gelecek, bunların sonu gelecek” diye mırıldanıyordu. Dayanamayarak, nasıl dedim, nasıl sonu gelecek?

Bunu şimdi söyleyemem fakat yakındır, dedi.

Günler bir rüyadaymışım gibi geçiyordu. Bir an, bir dakika boş vaktim yoktu. Mustafa Kemal’in evindeki toplantılar sıklaşmış, görüşmeler hararetlenmişti. Kurulmakta olan bir plan, vatanı kurtarmak için gece gündüz bir faaliyet vardı.

Günler böyle geçerken bir sabah paşanın yaveri Cevat Abbas geldi. “Paşam Anadolu’ya geçmeye karar verdi” dedi.

Şaşırmıştım, “nasıl olur, nasıl yapar?” diyebildim.

Gözlerim doldu, belli etmemek için toparlanmaya çalışıyordum ki Cevat Abbas’ın diğer sorusu beni daha da şaşırttı.

“Paşamın kararı kesin efendim” dedi. “Acaba zatıaliniz de Paşam ile beraber Anadolu’ya geçmek isterler mi?”

Paşa ile beraber Anadolu’ya gitmek. Önce ne diyeceğini bilemedim. Şimdiye kadar Anadolu’ya gitmeyi hiç düşünmemiştim.

Screenshot 2023-07-04 at 6.06.19 PM 

Anadolu o ana kadar Prenses’in aklından bile geçmemişti. Aslında Mevhibe Sultan ilericiydi ama, kendisi İstanbul, Paris, Cenevre gibi büyük şehirlerde yaşamaya alışmıştı.

Gerisini yine, kafası allak bulak olan Mevhibe Sultan’ın kendisinden dinleyelim.

Paşa için Anadolu’ya geçmek, başlanılan işi tamamlamaktı.

Neden, niçin olduğunu bilmiyorum ama o an Anadolu’ya gitmeme kararı verdim. O güne kadar elimden geldiği kadar çalışmış, mümkün olduğu kadar görevimi yapmıştım. Bundan sonra bana yapacak iş kalmıyordu. Acaba Cevat Abbas paşanın arzusu ile mi bunu soruyordu yoksa ağzımı mı arıyordu? Biraz düşünmek lazım ancak Anadolu’ya geçmeyi düşünmüyorum şeklinde cevap verdim. Bu konuşmamızdan iki gün sonra Paşa ziyaretime geldi ve bu sefer aynı soruyu bizzat kendisi sordu. Bize çok faydanız olacak. Halide Edip Hanım da Anadolu’ya geçiyor yalnız kalmazsınız dedi. Müsaade ederseniz ben biraz düşüneyim dedim ama çok zeki olan Mustafa Kemal gitmek istemediğimi anlamıştı. O Anadolu’ya hareket ettiğinde ben İstanbul’da kalmıştım ve bu içtenlikli dostluk da böyle noktalanmıştı.

Sarı Paşa Samsun’a çıkarak özgürlük ateşini yaktı, Mevhibe Sultan da Milano’ya gitti.

Dört yıl yurtdışında yaşadı, sonra geri döndü. Parası tükenmişti İstanbul’a döndü. Evi, barkı, malı, mülkü yoktu, hatta İstanbul’a döndüğünde arkadaşlarında kaldı.

431 sayılı kanunla hilafet kaldırıldı. Hanedandan 155 kişi yurt dışına gönderildi. Aralarında Mevhibe Sultan yoktu. Muhsin Ertuğrul’a gitti, iş istedi. Yetenekliydi, beğenildi. Kadroya girdi. Tiyatrocu oldu. Muhsin Ertuğrul Avrupa’ya gidince, tüm kadro ile beraber, o da işsiz kaldı. Önce Denizcilik Liman İdaresine girdi. Çocukluk arkadaşı Osmanlı Bankası’nda yöneticiydi, merkez şubesinde santral memuresi olduğunda 41 yaşındaydı.

Cumhuriyet’in kuruluşundan sonra yaşam sıkıntısına giren Mevhibe Sultan ömrünün sonuna kadar kimseden yardım istemeden, kimseye el avuç açmadan, onuruyla, zor şartlarda çalışarak ekmeğini kazandı. 1887 senesinde İstanbul’da dünyaya gelmiş, çocukluğu, gençliği, Fındıklı Sarayı ve Kandilli Köşkü’nde geçmişti. 1952 senesinde doğduğu şehir İstanbul’da geçirdiği ağır bir zatürre ile hayata gözlerini yumdu. 

 

Bu yazıyı paylaş:
Facebook
Twitter
LinkedIn
Kaya Boztepe

Kaya Boztepe

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir